28 Mart 2016 Pazartesi

ÇAVDAR TARLASINDA ÇOCUKLAR

Hakkında ne hissettiğimden tam emin olmadığım bir kitap oldu Çavdar Tarlasında Çocuklar. Bir kaç tercüme kitapta rastladığım anlatım bozuklukları ve tercüme yanlışları, çeviri kitap okumaktan soğutmuştu aslında beni. Bu kitabı da bir arkadaşımın bebekli günlerde kafamı dağıtmam için sırf üşenmeden evimize kadar belki okurum diye getirmesi sebebi ile okumaya başladım. 

Kahramanımız, 16 yaş buhranlarda olan Holden Caufield isminde bir ergen. Ergenimiz dünyayla, kendisiyle bir şekilde iletişim halinde olan pek çok kişi ile sorunlar yaşıyor (kardeşleri hariç diyebilirim). Aslında sorunu şu; insanları, ortamları, muhabbetleri hep samimiyetsiz buluyor. Holden kendiyle de sorunlu aslında. Hatalı ve eksik yönlerini biliyor, bunlarla dalga geçmeyi iyi başarıyor. Hatta öyle ki kitabın bazı yerlerini okurken resmen kahkaha attım:) Kitabın güzel olan tarafı buydu. 

Hoşuma giden ve bir kenara not aldığım şu kısmı paylaşmak isterim: 

Bazı şeyler olduğu gibi kalmalı. Elinizde olsa da, onları cam vitrinlere koyup oldukları gibi saklayabilseniz.

Okuduğumda hem gülümsediğim hem de düşündüğüm şu kısmı da yazmadan edemeyeceğim:

Ne yaparlarsa yapsınlar da beni lanet bir mezara tıkmasınlar. Pazar günleri millet gelip karnınızın üstüne bir sürü çiçek falan koyacak, daha bir sürü zırvalık. Öldükten sonra çiçeği kim ne yapsın? Yani...

Holden'ın Central Park'taki ördeklerin kış mevsiminde nereye gittikleri konusundaki merakı takdire şayandı. Sahiden, bazen insan kimsenin aklına gelemeyen ama aslında ince bir detay olan şeyleri çok merak edebiliyor.


Gelelim sevmediğim yönüne; söyledim ya, çeviri benim için önemli. Amerikan filmlerinde duyup taklidini yaptığımız "hey ahbap, senin derdin ne?" tarzındaki muhabbetlerin kitapta sıkça yer alması... Örneğin "ne cehenneme kavga ediyordunuz?" yada "benim için ne dersen de ama lanet dinimle dalga geçmeye kalkarsan, tanrı aşkına..." gibi cümleler bana çok manasız ve sıkıcı geliyor:/ (gerçi yazar böyle yazdıysa, çevirmen ne yapsın?) Bunun yanı sıra berbat, lanet, tanrı aşkına gibi kelimeler de o kadar çok tekrara düşülmüş ki... Bir yerden sonra insana fenalık geliyor. Holden biraz argo bir üsluba sahip, onu demeye çalışıyorum aslında;)

Kitabın ortalarını geçmeme rağmen isminin neden bu olduğuna bir türlü anlam veremesem de sonlara doğru iyice yaklaşınca sebebini anladım nihayet:)

Tam olarak nasıl bir duygu beslediğimi çözemediğim bu kitabı, yine de okuduğum için pişman değilim. Tekrara düşen kısımlarına rağmen eğlenceli olduğunu bile söyleyebilirim.

Yazar: J. D. Salinger
Yayın evi: Yapı Kredi Yayınları
Çeviren: Coşkun Yerli

4 yorum:

Gamze Esra Ersöz dedi ki...

Ne güzel bebişten vakit bulup bi de kitap okumuşsun :) Keyifli okumalar diliyorum...

Evimin Güncesi dedi ki...

Blogunuzda adı gibi bir gerçekten bir dünya fikir var kitap özetlerinizde gayet anlaşılır olmuş başarı sizinle olsun.

Fok Bıyığı dedi ki...

uzuun zamandır okumak ıcın acele edıyorum bu kıtabı cokta aceleye gerek yokmuş meger :D

beyza aydin baser dedi ki...

Gamze; anneciğim sağolsun ev işlerinin çoğunu yapınca, bana da biraz vakit kalıyor arada;)

Evimin Güncesi; çok teşekkür ederim. Beğenmenize sevindim:)

Fok Bıyığı; zevk meselesi tabi... Belki de siz seversiniz:)