14 Temmuz 2015 Salı

İMAJ VE TAKVA

Yazar: Fatma BARBAROSOĞLU
Yayın evi: Profil Yayıncılık

Fatma Barbarosoğlu'nu Ahir Zaman Gülüşleri isimli kitabıyla tanımış ve sevmiştim. 
İmaj ve Takva isimli kitabın da gerek ismi gerekse içinde yer alan bazı cümleleri oldukça çarpıcı diye düşünüyorum açıkçası.
Kitabın ismine baktığımda aklımdan ilk geçen, "tesettür ve moda" kavramıyla ilgili satırlar okuyacağımdı. Ama okuyunca fark ettim ki konu sadece bununla sınırlı değil.

Ben imaj kelimesine nedense sonradan edinilmiş bir alışkanlık anlamı yüklüyorum. Biraz negatif bir anlam da diyebilirim. Takva kelimesiyle bir arada düşünmek biraz garip -yada yakışıksız mı demeliyim- geliyor.

Son dönemde tesettür modası gibi bir kavram çıktı ortaya. Tesettürlü bayanlara hitap eden (?!), kapağında profesyonel makyaj olan bayanların yer aldığı dergiler bir de... Ve beş yıldızlı, açık büfeli, mide doyup da göz doymadığı için akıbeti çöpe dökülmek olan tabakların bulunduğu  ve adı "İslami otel"  olan yerler türedi.

Amacım kişileri eleştirmek değil. Hiçbirimiz mükemmel değiliz. Ama kişileri bir kenara koyarak olayları tartışabiliyor (irdelemek anlamında kullanıyorum) olmamız gerekiyor.
İslam'da gerçekten böyle olgular var mı?
Bu şekilde bir hareket tarzı İslam'a uygun mu?
Ben bu kitapta yazarın nalına da mıhına da dokunmaktan çekinmediğini ve çok da iyi ettiğini hissettim (Fatma Hanım felsefe mezunu, sosyoloji doktorasına sahip, baş örtülü bir gazeteci, yani aslında dış görünüş itibariyle, eleştirdiği şeyleri yapan insanların giyim tarzıyla benzer bir kişi, "içeriden" yani).

Yazıyı biraz uzatacak belki ama kitaptan hoşuma giden bazı cümleleri paylaşmak istiyorum...



Sahabe helalleri bile "ya haramsa" diyerek terk etmeye meylederken ahir zaman Müslümanları haramları helal kılacak fetvaların peşinde.

... Bize bulaşmayacak kadar uzakta olan insanların dertlerini magazin merakıyla tüketme eylemi içine giriveriyoruz. Çünkü uzaktaki insanın dertleri, paylaşma ve yardım etme mesuliyetini üzerimizden alarak kendi günahlarımız için önemli bir dip not, bir referans teşkil ediyor.

Ne dahiye, ne deliye sabrı var toplumun.

Eğer her yazar, entelektüel birikimini, kendi zihni performansını ve inandığı dünya görüşünü bir sıfat (yafta demek daha doğru olabilir, iyi niyeti muhafaza telaşıyla sıfat diyoruz) olarak imzasının önünde taşıyor olsaydı, isimlerimizin önüne getirilen "İslamcı" sıfatından ancak gurur duyuyor olurduk.
Fakat diğer kategorilerin sahiplerinin atlanarak -mesela "Marksist muhabir", "liberal entelektüel", "Kemalist gazeteci", "Yahudi yazar"- sadece İslamiyet'i bir dünya görüşü ve ahiret inancı olarak benimsemiş olanların, imzalarının önüne "İslamcı" sıfatının getirilmesini çok kasıtlı ve manipüle edici bir tavır olarak görmemek mümkün değil.

Esasında insan her şeyin en iyisine layıktır anlayışını her fert kendi dışındaki insanlar için uygulamaya kalksa toplumsal barış adına önemli bir mesafe kat edilmiş olacaktır.

... sanılanın aksine üniversitelerde başını örten ilk kuşak köy kökenli ailelerin değil şehirli ailelerin kızlarıdır.

Müslümanların da bir modası olması gerektiği özellikle müteşebbis beyler ve Müslüman estetisyenler tarafından müdafaa edildi. "Müslümanlar her şeyin en iyisine layıktır" sloganı ile birlikte "en iyi" üzerinde anlaşamayan kafalar en iyinin "en pahalı markalar" olduğu konusunda hem fikir kaldı.

... modern dünyaya laf yetiştirme telaşı Müslümanların dünyayı ve ahireti bir bütün olarak gören algısını zaafa uğrattı.

Şekil olarak, daha ehl-i takva, yani daha dindar olduğumuz imajını verirken, his olarak gittikçe dünyevileşiyoruz.

Tesettürlü kadınlar ve genç kızlar tesettürün toplumsal mesafe boyutunu içselleştiremedikleri için kıyafetin ifade ettiği bedene yabancılaşan jest ve mimikler yaptıklarını, argo kelimelerle doldurulmuş konuşmaların kendilerini karikatürize bir kimliğe düşürdüğünü fark etmiyorlar.

İslam'da kadın ile erkeğin eşitliğini konuşuyoruz. Modern dünyada kadınların kadınlara eşit olmadığını unutarak.

Aslında modern dünyanın sorunu, kadınların "kadınlık bilincine" erkeklerin "erkeklik bilincine" sahip olmamalarından değil, empati yetersizliğinden kaynaklanmaktadır.

İyiliğin doğasında göstermek veya görünmek değil, fark edilmek esastır.

Yakınımızdakine uzaklaşırken, uzağımızdakine yakınlaşıyoruz.

7 yorum:

Nurdan Kanber dedi ki...

Üzerine saatlerce konuşulacak bir konuya girmişsiniz Beyza Hanım.

Uzun zamandan bu yana, değindiğiniz kavram ve konular üzerinden; toplumların ayrıştığı; insanların düşmanlaştırıldığı, karşı karşıya getirilip birbirine boğazlatıldığını ne yazık ki görüyor ve biliyoruz.

Bu,şu anda İslam dünyası için geçerli.

Dünyanın yeniden dizaynı için karşı argüman üretilen ve o argümanlar üzerinden İslam dünyasına yapıştırılan tüm kirli propogandalar ( dinleri yok etmenin en etkili yolu onu radikalleştirmektir) bu alan üzerinden büyütülüyor.

Takva' nın kıyafette aranması nedeniyle karşı karşıya getirilen hem bizim toplumumuzun hem de İslam dünyasının her bir bireyine; kurtuluşun asıl sebebi olan, kalpteki takvaya ulaşmayı Allah nasip eder İnşallah!

Kitap önerisi için de teşekkürler...


Bu vesile; sağlıklı, huzurlu ve mutlulukla geçecek bir bayram dilerim :)

Yeniler Kendini Hayat dedi ki...

Çok güzel bir paylaşım olmuş Sevgili Beyza, okunacaklar listesine kaydedildi bile :)

Yeniler Kendini Hayat dedi ki...

Çok güzel bir paylaşım olmuş Sevgili Beyza, okunacaklar listesine kaydedildi bile :)

beauty beybi dedi ki...

slm bloğunu keşfettim ve takibe aldım bende beklerim esen kal !!

beyza aydin baser dedi ki...

Nurdan Hanım; söylediklerinizde çok haklısınız. Akıl sır ermez şeyler oluyor, olaylar yaşanıyor.
Sonumuz hayır olsun inşallah.
Geçmiş bayramınızı tebrik ederim ben de;)

Özlem; sağolasın;)

beauty baby; hoşgeldiniz.

deeptone dedi ki...

karpuz yaaa kavun da ekleyebilirsin. nefis yaaa. taze meyve olduğu için komposto deniyomuş yorumlard sölediler :)

beyza aydin baser dedi ki...

deep; karpuz muuuu? :))